Tasarrufun İptali Davası (İİK 277)

Tasarrufun iptali davası, alacaklının alacağına kavuşabilmesi için şartları oluştuğu takdirde borçlunun yaptığı tasarrufu iptal etmesine olanak sağlayan bir davadır. Tasarrufun iptali davasının amacı, borçlunun mal kaçırma gayesi ile yaptığı işlemin iptal edilmesine olanak sağlamaktır. Ayrıca açılan tasarrufun iptali davasında tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için birtakım şartların gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tasarruf nedir?

Tasarruf, mal varlığını doğrudan doğruya etkileyen ve mal varlığında sarfa yol açan işlemlerdir. Yani tasarruf, malvarlığının aktifini etkilemektedir. [1] Borçlunun yapabileceği tasarruflara örnek olarak şunlar verilebilir:

  • Taşınmaz devri
  • Alacak devri
  • Para havalesi
  • Araç devri
  • Miras hissesi devri
  • Boşanma protokolüne dayanarak yapılan bir devir
  • Ölünceye kadar bakma sözleşmesi
  • Adi ortaklığın feshi sözleşmesi
  • Borçlunun borçlusunu ibra işlemi
  • Borçlunun aleyhinde açılan davayı kabul etmesi

Gibi işlemlerin hepsi tasarruf niteliğindedir ve bu tasarruflar tasarrufun iptali davasına konu olabilecektir.

Tasarrufun İptali Davası (İİK 277) Nedir?

Tasarrufun iptali davası, elinde geçici veya kesin haciz vesikası bulunan her alacaklının, borçlunun hileli tasarruflarının iptalini talep ederek alacağına kavuşmasına imkan tanıyan bir dava türüdür. Aciz vesikasına sahip alacaklılar dışında iflas idaresi de bu davayı açabilir. Ayrıca İcra ve İflas Kanunu‘nun [2] 245 ve 255/3 maddelerinde bulunan hallerde iflas alacaklıları da tasarrufun iptali davasını açabilecektir. Tasarrufun iptali davası mahkeme tarafından kabul edildiği takdirde alacaklı, takip konusu yaptığı asıl alacak ve fer’ileri bakımından tasarrufa konu mal özelinde haciz ve satış yetkisi kazanacak ve alacağının tahsilini talep edebilecektir [3] . Yani tasarrufun iptali davası sonucunda alacaklı takibe devam edecektir.

Tasarrufun İptali Davasına Konu Edilebilen Tasarruflar Nelerdir?

Tasarrufun iptali davası, alacaklının alacağına kavuşmasını sağlayan, İcra ve İflas Kanunu’nda düzenlenen bir dava türüdür. Ancak her türlü alacak tasarrufun iptaline konu edilemez. Tasarrufun iptali davası, esasen muvazaa sebebiyle tapu iptal ve tescil davasına benzemekteyse de tasarrufun iptalindeki tasarruf geçerli olmalıdır. Yani muvazaalı işlem tasarrufun iptali davasına konu edilemeyecektir. Bir hukuki işlemin tasarrufun iptali davasına konu edilebilmesi için şu şartlara sahip olması gerekmektedir:

  • Yapılan işlem tasarruf işlemi mahiyetinde olmalıdır.
  • Hukuki işlemin geçerli bir biçimde yapılması gerekmektedir.
  • Tasarruf işleminin, muvazaalı olarak yapılmaması gerekmektedir.
  • Yapılan işlemin alacaklının aleyhinde bir işlem olması gerekmektedir.
  • İşlem, haczi kabil mal ve haklara ilişkin olmalıdır.

Tasarrufun iptali davasına konu edilebilen tasarruflar ise İcra ve İflas Kanunu‘nun 278, 279 ve 280. Maddelerinde düzenlenmektedir. İşbu tasarruflar şunlardır:

1- Bağışlamalar Ve İvazsız Tasarruflara Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir. Zira İcra ve İflas Kanunu’nun 278. Maddesinde bağışlamalar ve ivazsız tasarrufların davaya konu edilebileceği düzenlenmiştir. Mezkur madde;

“Mütat hediyeler müstesna olmak üzere, hacizden veya haczedilecek mal bulunmaması sebebiyle acizden yahut iflasın açılmasından haczin veya aciz vesikası verilmesinin sebebi olan yahut masaya kabul olunan alacaklardan en eskisinin tesis edilmiş olduğu tarihe kadar geriye doğru olan müddet içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar batıldır. Ancak, bu müddet haciz veya aciz yahut iflastan evvelki iki seneyi geçemez. Aşağıdaki tasarruflar bağışlama gibidir.

  1. Akdin yapıldığı sırada, kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler,
  2. Borçlunun kendisine yahut üçüncü bir şahıs menfaatine kaydı hayat şartiyle irat ve intifa hakkı tesis ettiği akitler ve ölünceye kadar bakma akitleri,”

Birinci bentte yer alan “evlat edinen ile evlatlık arasında yapılan ivazlı tasarruflar” kısmı Anayasa Mahkemesi’nin 9/5/2024 Tarihli ve E: 2023/200, K: 2024/103 Sayılı Kararı ile iptal edilmiştir. Ve iptal kararı 22/7/2025 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere mutat hediyelerin dışındaki ivazsız kazandırmalar tasarrufun iptali davasına konu edilebilir. Yani bir ivazsız kazandırmanın tasarrufun iptali davasına konu edilebilmesi için alışılmışın dışında olması gerekmektedir. Şayet yapılan ivazsız kazandırma normal karşılanabilecek bir ekonomik değere sahip ise bu kazandırma tasarrufun iptaline konu edilemez. Yapılan kazandırmanın mutat olup olmadığını mahkeme takdir edecektir. Ayrıca altsoy, üstsoy, eş gibi yakın hısımlara yapılan, esasen bağış olup satış gösterilen işlemler de muvazaa sebebiyle iptal davasının konusudur.

2- Pek Aşağı Fiyat İle Yapılan Devir İşlemlerine Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

İİK m. 278/2 hükmüne göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği akitler de tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir. Burada ise mühim olan husus, malın gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş bir fiyat farkının bulunmasıdır. Bu fark, Yargıtay’ın kabulüne göre bir “aşırı orantısızlık” olarak değerlendirilmelidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2010/12323 E., 2011/9870 K. Sayılı kararında [4] :

“…İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir…”

Şeklinde karar vererek ödenen ivazla malın gerçek bedeli arasındaki farkı mahkemenin araştırması gerektiğine karar vermiştir. Ayrıca tasarrufun iptali davasına konu taşınmaza haciz veya ipotek konulmuş ise bu durumda ipotek veya haciz borcunun ne kadar olduğu, ödenip ödenmediği gibi ve ödenmişse ne kadar ödendiği gibi hususlar araştırılarak taşınmazın değerinde devredip devredilmediğinin de ispatlanması gerekmektedir. Ayrıca tapu satışı veya noter satışı gibi bir satış belgesi mevcut ise alıcının ayrıca banka havalesi gibi delillerle bedeli ödediğine ilişkin bir ispat yapmasına gerek bulunmamaktadır. Zira bu belgeler resmi belge hükmündedir.

3- Kaydı Hayat Şartı İle Yapılan İrat, İntifa Hakkı Ya Da Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmesine Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Kaydı hayat şartı ile yapılan irat, intifa hakkı ya da ölünceye kadar bakma sözleşmesi de tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir. Bu husus, İcra ve İflas Kanunu’nun 278/3 maddesinde düzenlenmektedir.

İrat sözleşmesinin diğer adı ömür boyu gelir sözleşmesidir. İrat Sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu‘nun [5] 607. Maddesinde düzenlenmektedir. Mezkur madde;

“Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır.
Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir alacaklısının mirasçılarına geçer.”

Hükmüne haizdir. Dolayısıyla irat sözleşmesi de borçludan mal kaçırma amacı ile yapıldığı takdirde tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir.

İntifa hakkı ise Türk Medeni Kanunu‘nun [6] 794. Maddesinde düzenlenmektedir. İlgili madde;

“İntifa hakkı, taşınırlar, taşınmazlar, haklar veya bir malvarlığı üzerinde kurulabilir.
Aksine düzenleme olmadıkça bu hak, sahibine, konusu üzerinde tam yararlanma yetkisi sağlar.”

Dolayısıyla kanun tarafından tanınan intifa hakkı, borçlunun zararına ve hakkın kötüye kullanımı kapsamında mal kaçırma amacı ile yapıldığı takdirde tasarrufun iptali davasına konu edilebilecektir.

Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu‘nun 611. Maddesinde tanımlanmıştır:

“Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.”

Dolayısıyla bu sözleşme de borçlunun zararına ve kötü niyetle yapıldığı takdirde alacaklı, tasarrufun iptali davası açabilecektir.

4- Aciz Sebebiyle Batıl Olan İşleme Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Aciz sebebiyle butlan, İcra ve İflas Kanunu’nun 279. Maddesinde düzenlenmektedir. Aciz sebebiyle butlan halinde de alacaklı, tasarrufun iptalini talep edebilecektir. İlgili madde şu şekildedir:

“Aşağıdaki tasarruflar borcunu ödemiyen bir borçlu tarafından hacizden veya mal bulunmaması sebebi ile acizden yahut iflasın açılmasından evvelki bir sene içinde yapılmışsa yine batıldır:

1 – Borçlunun teminat göstermeği evvelce taahhüt etmiş olduğu haller müstesna olmak üzere borçlu tarafından mevcut bir borcu temin için yapılan rehinler;

2 – Para veya mutat ödeme vasıtalarından gayrı bir suretle yapılan ödemeler;

3 – Vadesi gelmemiş borç için yapılan ödemeler.

4 – (Ek : 9/11/1988-3494/54 md.) Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya verilen şerhler

Bu tasarruflardan istifade eden kimse borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat eylerse iptal davası dinlenmez.”

Doktrinde aciz hali ve aczin ne olduğu hususu tartışmalıdır. Ancak çoğunlukla kabul gören görüşe göre aciz hali, borca batıklıktır [7]. Ayrıca iptal davalarının konusu geçerli hukuki işlemler olduğundan kanımızca terminolojik açıdan “butlan” kelimesi doğru bir kullanım değildir.

Madde metninden de anlaşılacağı üzere bu hükme dayanılarak açılan tasarrufun iptali davasında ancak metinde bulunan 4 tasarruf dava konusu edilebilir. Dolayısıyla burada bir numerus clausus uygulaması mevcuttur [8]. Ayrıca bu madde metnine dayanılarak açılan davada, üçüncü kişi hukuki işlemin yapıldığı sırada borçlunun borca batık olduğunu bilmediğini ve iyi niyetli olduğunu ispat ederse davacının açtığı tasarrufun iptali davası reddedilir [9].

a- Borçlu Tarafından Mevcut Bir Borcu Temin İçin Yaptığı Rehinlere Karşı Açılacak Tasarrufun İptali Davası

Aciz halde bulunan borçlunun, teminat göstermeyi önceden taahhüt ettiği durumlar hariç olmak üzere mevcut bir borcu temin etmek için tesis ettiği rehinler tasarrufun iptali davasına konu edilebilir. Ancak burada ipotek taahhüdü resmi şekil şartına tabidir. Dolayısıyla ipotek taahhüdünün resmi şekilde yapılmaması durumunda alacaklı, borçluya karşı tasarrufun iptali davası açabilecektir.

B- Para veya Mutat Ödeme Vasıtaları Haricinde Yapılan Ödemelere Karşı Açılacak Tasarrufun İptali Davası

Aciz halde bulunan bir borçlunun, para veya mutat ödeme vasıtaları haricinde yaptığı ödemeler karşı tasarrufun iptali davası açılabilir. Burada da yapılan ödemenin acizden evvelki bir sene içerisinde yapılması şarttır. Ayrıca yapılan ödemenin mutat ödeme vasıtası olup olmadığını hakim takdir edecektir. Hakim, yapılan ödemenin mutat ödeme vasıtası ile yapılıp yapılmadığını takdir ederken;

Tarafların ekonomik durumlarını
Ticari teamülleri
Ödemenin yapıldığı yer ve tarihteki örf ve adet kurallarını

Göz önüne alınarak ödemenin mutat ödeme vasıtası ile yapılıp yapılmadığını değerlendirir.

C- Vadesi gelmemiş borç İçin yapılan ödemelere Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Vadesi gelmemiş borç için borçlunun yaptığı ödemelere karşı da tasarrufun iptali davası açılabilir. Burada da mühim olan hususlar, borçlunun aciz içerisinde bulunması ve ödemenin acizden evvelki bir sene içerisinde yapılmış olmasıdır. Şayet borçlunun ödeme yaptığı diğer alacaklı borçlunun aciz içinde bulunduğunu bilmediğini ispat ederse mahkeme, tasarrufun iptali davasının reddine karar verecektir.

D- Kişisel hakların kuvvetlendirilmesi İçin tapuya verilen şerhlere Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Aciz içerisinde bulunan borçlunun, kişisel hakların kuvvetlendirilmesi amacıyla tapuya verdiği şerhler tasarrufun iptali davasına tabidir. Ancak şerh, aciz halinden önceki 1 yıllık süre içerisinde verilmelidir. Aksi takdirde mahkeme, tasarrufun iptali davasını reddedecektir. Ayrıca tasarruftan yararlanan kişi borçlunun aciz halinde olduğunu bilmediğini ispat ederse tasarrufun iptali davası reddedilecektir. Bu şerhlere şunlar örnektir:

Aciz halinde bulunan borçlunun taşınmaz satış vaadi sözleşmesi
Aciz halinde bulunan borçlunun taşınmaz satış sözleşmesi
Ön alım, geri alım, kira sözleşmesi gibi sözleşmeler.

5- Alacaklılara Zarar Verme Kastıyla Yapılan İşlemlere Karşı Açılan Tasarrufun İptali Davası

Alacaklılara zarar verme kastıyla yapılan işlemlere karşı da tasarrufun iptali davası açılabilecektir. Bu husus, İcra ve İflas Kanunu’nun 280. Maddesinde düzenlenmektedir. İlgili madde;

Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun, alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hâllerde iptal edilebilir. Şu kadar ki, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflâs yoluyla takipte bulunulmuş olmalıdır.

Üçüncü şahıs, borçlunun karı veya kocası, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımları, evlat edineni veya evlatlığı ise borçlunun birinci fıkrada beyan olunan durumunu bildiği farz olunur. Bunun
hilafını üçüncü şahıs, ancak 279 uncu maddenin son fıkrasına göre isbat edebilir.

Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kasdını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kasdiyle hareket ettiği kabul olunur. Bu karine, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğini veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunu ispatla çürütülebilir.”

Hükmüne haizdir. Bu hüküm, İcra ve İflas Kanunu’nun 278 ve 279. Maddelerinden farklıdır. Zira 278 ve 279. Maddelerde spesifik tasarruflar düzenlenirken 280. Maddede genel bir iptal sebebi öngörülmüştür. Bu maddeye dayanarak açılan tasarrufun iptali davasının kabul görebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekmektedir:

Alacaklının yapılan tasarruftan zarar görmüş olması
İşlemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 yıl içerisinde borçlunun aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulması
Borçlunun alacaklıya zarar verme kastının olması
İşlemin diğer tarafı olan üçüncü kişinin, borçlunun borca batık olduğunu ve zarar verme kastını bilmesi ve bildiği yönünde açık emareler olması

Burada alacaklı, üçüncü kişinin iyiniyetli hareket etmediğini ispat etmekle yükümlüdür. Ancak üçüncü kişi borçlunun;

Karısı veya kocası
Üçüncü dereceye kadar kan ve sıhri hısımı
Evlat edineni veya evlatlığı

İse bu kişinin iyiniyetli hareket etmediğine yönelik bir karine mevcuttur. Dolayısıyla borçlu, işlemi bu kişilerden birisi ile yaptığı takdirde alacaklının, üçüncü kişinin kötü niyetini ispat etme yükümlülüğü ortadan kalkacaktır. Böyle bir durumda işlemi yapan üçüncü kişi iyiniyetini ispat etmekle mükelleftir. Ayrıca 280/3 maddesinde de ticari işletme veya ticari emtianın devrinde de üçüncü kişinin iyiniyetli olmadığına ilişkin karine yer almaktadır.

A- Yakın Akrabalar lehine Yapılan Tasarruflara Karşı Açılacak Tasarrufun İptali Davası

Borçlunun, yakın akrabaları lehine yaptığı tasarruflara karşı tasarrufun iptali davası açmak mümkündür. Az önce bahsettiğimiz gibi burada yakın akrabaların kötü niyetle hareket ettiğine ilişkin karine mevcuttur. Dolayısıyla burada alacaklı, üçüncü kişinin kötü niyetini ispat etme yükü altında değildir. Bilakis üçüncü kişiler iyi niyetli olarak hareket ettiklerini ispatlamakla mükelleftirler.

B- Ticari İşletme Veya Ticari Emtianın Devrine Karşı Açılacak Tasarrufun İptali Davası

Bu tasarruflara karşı açılacak olan tasarrufun iptali davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 280/3 maddesinde düzenlenmektedir. Mezkur madde gereğince, aşağıdaki tasarrufları yapan üçüncü şahsın iyiniyetli olmadığına ilişkin bir karine mevcuttur:

Borçluya ait olan ticari işletmenin önemli bir kısmını ya da tamamını devir ya da satın alan
Borçluya ait olan ticari işletmedeki malların tamamını ya da bir kısmını satın alan
Ticarî işletmenin ya da ticarî malların bir kısmını iktisapla beraber sonradan iş yerinin tamamını kullanan

Üçüncü kişinin, iyiniyetli olmadığı kabul edilecektir. Üçüncü kişi ya da borçlu bunun aksini ispat edebilir. Ancak bu ispat şu yollarla yapılabilir:

Satış veya devir tarihinden en az üç ay önce borçluya yazılı olarak bildirimde bulunulmuşsa
Ticari işletmenin bulunduğu yerde görülecek levhalar asmakla birlikte ticaret sicil gazetesiyle
Bütün alacaklılara ulaşabilecek başka bir vasıta ile ilan edilmişse

Bu durumda kanuni karine çürütülebilir.

Tasarrufun İptali Davasında Davacı

Tasarrufun iptali davasında davacı, borçlunun iflasına karar verilip verilmediği ihtimallerinde değişiklik gösterecektir. Zira borçlunun iflasına karar verilmemiş ise tasarrufun iptali davasında davacı, elinde kesin veya geçici aciz belgesi bulunan alacaklıdır. Şayet borçlunun iflasına karar verilmişse tasarrufun iptali davasında davacı, iflas dairesidir. Ancak iflas dairesi davayı açmaz ya da davaya devam etmek istemez ise alacaklının talebi üzerine İcra ve İflas Kanunu‘nun 245. Maddesine göre takip yetkisini alarak dava açabilecektir. Ayrıca İİK’nun 245 ve 255. Maddelerinde öngörülen hususlarda alacaklıların kendileri de dava açabilecektir.

Tasarrufun İptali Davasında Davalı

Borçlu hakkında iflas kararı verilmemiş ise tasarrufun iptali davasında davalı taraf, takip borçlusu ile borçlu ile işlem yapan üçüncü kişidir. Bu davalılar, mecburi dava arkadaşıdır. Yine üçüncü kişi tarafından dördüncü bir kişiye devir yapılmışsa dördüncü kişi de davalı olarak gösterilmelidir. Ancak dördüncü kişinin diğer kişiler ile mecburi dava arkadaşlığı değil, ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Dolayısıyla dördüncü kişi davalı olarak gösterilmese dahi taraf teşkili sağlanmış olacaktır.

Borçlu hakkında iflas kararı verilmiş ise tasarrufun iptali davasında davalı taraf ise yalnızca üçüncü kişidir. Burada müflis aleyhine dava açmaya lüzum bulunmamaktadır. Yine üçüncü kişi, mezkur tasarrufu dördüncü kişinin lehine yapmışsa bu dördüncü kişiye de dava açılabilecektir. Ancak tasarrufun iptali davası açıldıktan sonra borçlunun iflasına karar verilirse bu durumda İİK m. 194 gereğince ikinci alacaklılar toplantısına kadar davanın durmasına karar verilmesi gerekmektedir.

Tasarrufun İptali Davasında Hak Düşürücü Süre

Hukukumuzda süreler önemli bir yer tutmaktadır. Zira hak düşürücü süre kaçırıldığı takdirde dava ve talep hakkı ortadan kalkacaktır. İcra ve İflas Kanunu’nun 284. Maddesi;

“İptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer.”

Hükmüne haizdir. Dolayısıyla yapılan tasarruf tarihinden itibaren 5 senelik hak düşürücü süre mevcuttur. İtirazın iptali davası bu süre içerisinde açılmadığı takdirde mahkeme, davanın reddine karar verecektir.

Tasarrufun İptali Davasında Görevli Mahkeme

Tasarrufun iptali davasında görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu hususta bir dava şartı arabuluculuk da söz konusu değildir. Bu hususta TTK m. 4 bağlamında bir ticari dava söz konusu olsa dahi dava asliye hukuk mahkemesinde açılacaktır.

Tasarrufun İptali Davasında Yetkili Mahkeme

Tasarrufun iptali davasında bir kesin yetki kuralı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu‘nun [10] 6. Maddesinde bulunan genel yetki kuralı devreye girecektir. Bu sebeple tasarrufun iptali davasında yetkili mahkeme;

Davalının yerleşim yeri mahkemesi
İflas dairesinin davacı olduğu durumda iflasın açıldığı yer mahkemesi
Davalı birden çok ise davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesi

olacaktır.

Tasarrufun İptali Davasında Yargılama Usulü

Tasarrufun iptali davası, basit yargılama usulünde incelenir ve karara bağlanır. Bu husus, İcra ve İflas Kanunu’nun 281/1. Maddesinde düzenlenmektedir. İlgili madde;

“Mahkeme, iptal davalarını basit yargılama usulü ile görüp hükme bağlar ve bu davalara mütaallik ihtilafları hal ve şartları gözönünde tutarak serbestçe takdir ve halleder.”

Şeklindedir. Basit yargılama usulünde davacı dava dilekçesini mahkemeye sunar. Davalı ise cevap dilekçesini sunacaktır. Dolayısıyla basit yargılama usulünde cevaba cevap ve cevaba cevaba cevap dilekçeleri bulunmayacaktır. Zira basit yargılama usulü, yazılı yargılama usulüne göre daha hızlı ve kısa bir yargılama usulüdür.

Kaynakça

[1] KAÇAK, Nazif: Tasarruf İptali Davaları, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006.

[2] İcra ve İflas Kanunu, T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, Erişim Adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/ , Erişim Tarihi: 15.04.2025.

[3] YALÇIN, Elifgül: Haciz Yolu İle Takipte Açılan Tasarrufun İptali Davasında İspat, 1. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2021.

[4] Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 2010/12323 E., 2011/9870 K. Sayılı Kararı, Dejure AI, Erişim Adresi: https://www.dejure.ai/ , Erişim Tarihi 21.04.2025.

[5] Türk Borçlar Kanunu, T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, Erişim Adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/ , Erişim Tarihi: 21.04.2025.

[6] Türk Medeni Kanunu, T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, Erişim Adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/ , Erişim Tarihi: 21.04.2025.

[7] UMAR, Bilge: Türk İcra-İflas Hukukunda İptal Davası, İstanbul 1963.

[8] EROĞLU, Orhan: Tasarrufun İptali Davalarının Muvazaa Davaları ile Karşılaştırılması, Seçkin Yayınevi, Ankara 2019.

[9] TEKDOĞAN, Aydın: Nüfus Kamulaştırma İmar Davaları İle İcra ve İflas Kanununa İlişkin Asliye Hukuk Davaları, Seçkin Yayınevi, Ankara 2020.

[10] Hukuk Muhakemeleri Kanunu, T.C. Cumhurbaşkanlığı Mevzuat Bilgi Sistemi, Erişim Adresi: https://www.mevzuat.gov.tr/ , Erişim Tarihi: 24.04.2025.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir